• Sevgi hepimizin birilerinden beklediğimiz bir duygu. Anneden,babadan,kardeşten,arkadaştan sevgiliden,eşten,çocuklarımızdan vs. Hepimizin bildiği bir tablo aslında. Peki severken saygı görmeyi hangimiz dikkate aldık? Sevilmek isterken kendinizi sevmeyi önceliğiniz olarak gördünüz mü hiç? Sevgi bitince bittiğini düşündüğünüzde yıkılıyorsunuz işte uzaklaşıyorsunuz ya baş etmenin yolları bunlar mı?

    Öncelikle neden sevgi istediğinizi düşünün. Ben hep ilk sevgiyi ailenin vermesi gerektiğini düşünürüm. Çünkü çocukluğunu unutamamış çoğu yetişkin aslında hala içinde küçük bir yerler de hala çocuk. Hep eksik sevgiden tatmin olamadığı sevgiden dolayı hep bir arayış içinde. Hep beklenti sonra hayal kırıklığı. Önce kendinizi seçin ve kendinizle vakit geçirmeyi sevin. Vaktinizi sürekli sevgi bekleyerek eksik olduğunu gördüğünüz durumun yasını tutarak geçirmeyin. Hayat böyle geçmez. Ya da geçer ama çok hızlı ve basit geçer. İnsanlara hiçkimseye koşulsuz güvenmeyin sevgiyi herkesten beklemeyin herkesi sevmeyin. Sadece önce kendinizi sonra doğru kişiyi doğru seveceksiniz. Severken sevilirken sadece amacınız sevgi mi? Kaçımız saygı bekledik? Sevgi her zaman azalır veya biter ama saygı hep kalmalı. Size saygısı olmayan birini sevmeyin. Sevgisine aldanmayın.

    Çok sevdiniz sevildiğiniz düşündünüz ama bir şey yaşadınız ve yıkıldınız. Üzülün evet. Üzülmemeniz sıkıntı zaten ama bu depresyon olarak birisi için her şeyden vazgeçiyor olarak size dönmesin.

    Sevin sevilin. Fakat önce kendinizi sevin çünkü siz buna layıksınız. Sonra başkalarını sevin beklentisiz. Sevilin koşulsuz. Ama unutmayın herkes bir gün hayatınızdan çıkar ya gider ya da ölür.

  • Güzel hayaller de kursanız kötü olayları çekmemeye de çalışsanız hayat güzel ilerlemiyor bu bir gerçek.

    Çözümleri kaçarak bulmayın. Kabul edin kısa süren bir hayatın gelip geçici olan bir hayatın kötü zamanlarını da geçirdik geçiriyoruz da geçireceğiz de… Geçmişte kalmayın an da kalmayın ve gelecek için kaygılanmayın. Bunlar kötü durumlar için tabi… Hayat bu insanız biz bilinçli varlıklarız iyi şeyler de yaşayacağız kötü şeyler de… Ne iyi olanlarla ne de kötü olanlarla yaşayın. Ne beklentiniz olsun ne de kaygınız. Yaşadım ve bitti güzel olan içinde kötü olan içinde deyin.

    Mesela ben liseyi açıköğretim de okuduğum dönemler de benim için iki yol vardı ya okuyup bir işim olacaktı ya da evlenecektim. İşimin olması imkansızdı evlenmek kolaydı. Oralarda görücü usulü vardı. Ya da genelde liselilerin birini bulupta kaçması gibi bir kaçmak. Bu olay beni çok üzerdi tek derdim okulmuş gibi ya “bu kızlar okula gidiyor imkanları var neden birine kaçıyor derdim” yine okula gidemediğime bağlayıp üzülürdüm. İnsanlar ailelerinden akrabalarından veya her türlü baskıdan kaçıyor çözümü koca da bulacaklarını sanıyordu. Ama evlilik öyle bir şey değil. Ben küçük yaşta yapılan evlilikleri de uygun görmüyorum. Bir insan yaşamalı bana göre bir insan her şeyi yaşamalı. Çünkü sen fikirlerinde isteklerinde hep sabit değilsin ki. Değişiyorsun bugün olgunum deyip kendini her şeyden kısıtlayarak yaşıyorsun yıllar sonra ben kendimi baskılamışım deyip olmayacak bir yaşta olmayacak davranışlar sergiliyorsun. Bu yüzden erken evlenmeyin diyorum. Birilerini tanıyın birileriyle görüşün ciddi düşünün ya da düşünmeyin. Bunları yaşayın. Karakterin oturması öyle kolay kolay olmuyor bir şeyler yaşamamız gerekiyor. Bazıları işte ben hep böyleydim ben bir şeyler yaşamadan da olgundum gibi cümlelere aldanmayın. Evet hep böyleydim diyen insanların içinde var bu bir gerçek fakat hep olgun değildin ya da olmanın bir anlamı yok. Bir erkek kalkıp gözü açılmadan işte 20 yaşında ya da olmadan evleniyor sonra kırkına geldiğinde başka heyecanlar arıyor. Çünkü bu daha bir şey yaşamadan evlenmiş. Kadın içinde geçerli. Arkadaşlar evlilik bir kurtuluş değil. Evlilik her şeyi birlikte yapmaktır. Sevgi biter hani diyorlar ya evlilik aşkı öldürür. Sevgi azalır ama saygı hep olmalı. Saygı olursa sadık olursun saygı olursa seversin onu… Ama saygı yoksa aldatırsın her şeyi gözüne batar ya da ayrıldıktan sonra ondan kötüsü olmaz. Bu yüzden ilişkide saygı arayın. Sevgi bitse de saygı kalsın.

    Evliliği hiç kaçış olarak görmedim. Çünkü beni biri tamamlamıyor ben yalnız da mutluyum. İstiyor muyum? İstiyorum evet. Bu hayatı iyi ya da kötü her şeyiyle paylaşacağım birini… Israrla olsun diye biriyle de hemen evlenmek istemem.

    Bazı şeyleri çok düşünmeyin. Yaşamanız gerekeni size zarar vermeden yaşayın. Kararları verirken ders çıkararak verin. Mutluluğunuzun da üzüntünüzün de gelip geçici olacağını bilin. İnsanların sizi mutlu etmesine izin vermeden kendinizi önce siz mutlu edin. Ne küçük şeylere ne de büyük şeylere takılın.

  • Atanıp gelmiştim İstanbul’a hayallerim gerçekleşmişti. Hem maddi olarak istediğim gibiydi hem özgürdüm hem işim vardı hem de emeklerimin isteklerimin karşılığını almıştım. Ama her şey mükemmel olmadı. O kadar saf ve sevgi dolu mutlu heyecanlı bir kızdım ki. İnsanlar bana zarar vermez, kimse beni üzmez herkesi seviyorum. Falan filan işte… Kendimi bunlarla kandırdım başlarda yormadı beni ama sonra….

    Tesettürlüydüm geldiğim de dedim ki ya ben kapalı kalırsam alışırım. Alışıcam. Olmadı yavaş yavaş açıldım. Önce bone taktım sonra kısa kol giydim ve sonra memlekete gidip ailemin yanında açıldım. Ben gönül rızasıyla kapalı kalmak isterdim. Baskıyla yaptıkları için devam edemedim. Açıldım ama sonra sınırım olmadı çok açık giyiniyordum. Dekolteli elbiseler mini mini etekler olur olmaz her yerde. Asla sınırım yoktu. Kim ne derse desin kafasındaydım. İnstagram da paylaşmalar bir de hesabımı herkese açıyordum. Hiç tanımadığım insanlar bile bana eskort gibi muamele yapıyordu. Çok rahat giyindiğim için tabi bu benim hiç umrumda değildi. İyice herkesin gözüne sokuyordum. Ailemin ve herkesin…. Annem babam birilerinden duyup bana kızıyordu ama hiç önemsemiyordum çok üzülmüştüm istediğimi yapmamışlardı belkide gösterme sebebim biraz öfkemdendi. Bir süre canımı sıkmamıştı ama kendimi sevince artık istemedim. Çünkü bir yerlerimi göstermek bana kalitesizlik geldi artık. Giyiniyorum evet ama açığım o şekilde çıplakmışım bunu fark ettim. Üstelik her şey her yerde giyinilmez. Mesela toplu taşımalarda mini etek giymemeye çalışırım. İnsanların özellikle sapıkların iğrenç bakışları midemi bulandırır. Kapalı giymek daha asil ve kaliteli geliyor bana- ki öyle de zaten. Kendinize olan güveniniz düşükse kendinizi beğenmiyorsanız vücudunuzla ön plana çıkarsınız. Elbette giyinilir ama yeri ve zamanı var. Giyinmenin de yeri var. Nasıl mutluysanız öyle giyinmeyin öyle mutlu değilsiniz eksiksiniz. Dengeyi koruyun arkadaşlar. Açık giyinince güzel olmuyoruz. Kimse kimsenin giyimine de karışamaz güzellik göreceli evet. Ama kendinizi o şekilde göstermeyin. Bütün kadınlar güzeldir sadece farkında olun kendinizin. Özgüveniniz olsun. Siz siz olduğunuz için güzelsiniz. Dekolteli mini giydiğiniz için değil.

  • Bugün pek bir enerjim yok eskilerden bahsetmeyeceğim. Yakınma yazışması olacak. Arkadaşlar ben bir türlü ilişkide ilerleyemiyorum. Hayatım boyunca hep ilk görüştüğüm kişiyle evlenmek istediğim için mi birileriyle olmuyor diye bir düşünüyorum. Bunu da çekmek istemiyorum ama olabilir mi diye düşünmeye engel olamıyorum. İnsan gerçekten istediği şeyi çekiyor. Ben de önceden çok isterdim acaba gerçekten böyle mi olacak?

  • Evet bir kaç nedenlere cevap vermek istiyorum. Neden hayatımı anlatıyorum? Neden ailemle ilgili yazıyorum? Neden yazıyorum?

    Hayatımı yazıyorum çünkü çok uğraştım istediğim hayat için. Bunların size ilham olmasını istiyorum. Elbette hepimizin bir öyküsü var yaşadıklarımız var yaşayamadıklarımız var. Yaşamak istediklerimiz için ne kadar uğraşıyoruz? Kendimizi ne zaman keşfettik? Öncelikle kendimizi tanımalıyız ne yapmak isteyip istemediğimizi bilmeliyiz. Hayatın bize ne şekilde geleceğini bilemeyiz. İyi ya da kötü yaşıyoruz bu hayatı… Hiç kimseden bir şey beklemeyince her şeye anlam yüklemeyince daha rahat oluyorsunuz. İyi ya da kötü yaşayacağız. İnsanlarla bugün aram iyi yarın kötü olabilir. Herkes her şey yapar. Diye düşünürsek çok beklentimiz olmaz ve yaşadığımız da çok üzülmeyiz.

    Neden ailemle ilgili yazıyorum? Bir çoğumuzun ailesi aynı… Bir çocuğu gerçekten sevgiyle büyütün. Anne babanın birbirine olan sevgisini görsün kendisinin sevildiğini hissetsin. Önce kendinizi sevin kendinizi sevmezseniz sizden olan çocuğu da sevmezsiniz. Çocuğunuzu da şefkatle büyütün kaç yaşına gelirsek gelelim ailein yetiştirilme tarzı hep kalıyor. Belki travmalar belki kötü bir hayat hep yaşıyoruz bunları. Bu yüzden evlenmek için evlenmeyin. Evlenmek zorunda olduğunuz için evlenmeyin. Çocuğunuz olmak zorunda olduğu için evlenmeyin. Ben bu adamla ya da kadınla anlaşırım düşüncesiyle evlenin. Sevgi biter ama saygı hep kalsın. Bu arada herkes herkesle sonuna kadar anlaşmak zorunda değil. Ama çocuğunuzu bir aile olarak büyütün. Yoksa yapmayın çocuk çok net söylüyorum yapmayın. Ona güzel bir hayat vermeyecekseniz manevi olarak onun tüm yaşamını etkileyeceksiniz. Aile olmak çok zor ben hiç sevgi görmedim sevgiyi başkalarında aradım ve çok yıprattı beni. Sonrasında kendimi sevince her şey düzeldi benim için….

    Neden yazıyorum? Yazmak, kâğıt ve kalem benim hep en yakın arkadaşım oldular. Çocukken de günlük yazardım işte uyandım elimi yüzümü yıkadım saçımı taradım önlüğümü giydim okula gittim okuldan geldim falanla başladı. Sonra sıkıntılarımı yazmaya başladım en büyük sırdaşım kâğıt kalem oldu. Hala öyledir sürekli bir yerlerde defterim vardır, evde,işte, çantamda sürekli yazarım aklıma bir şey gelir ya da bir şeyler dinlerim hoşuma gidenleri yazarım. Bir de şöyle bir şey yaparım moralim bozuk olduğunda yazıp denize atarım. Su sanki tüm sıkıntılarımı alacakmış gibi hissederim bana çok iyi gelir.

  • İstanbul’a geldiğim zaman her şey çok güzeldi. Hayallerim gerçekleşmişti. Kendi kazancım olacaktı. Özgürdüm ve ailemden uzaktım. Sosyal hayatım olacaktı. İstediğim gibi gezecektim eğlenecektim. Ev hapsi hayatım sona ermişti. Bunun için emek verdim dualar ettim ve başarmıştım. Geldiğim zamanlar covid zamanlarıydı çok kötü geçiyordu ama hep çalışmak istediğim için işe koşa koşa gidiyordum. İş öğrenmek için kendi görevim olmayanı bile öğrenmek için uğraşıyordum. İnsanlarla aram çok iyiydi. Sevgi pıtırcığıydım. Herkesi seviyordum. Herkese iyi niyetliydim. Kimsenin beni üzemeyeceğini düşündüm. Büyük sıkıntıları geride bırakıp gelmiştim kim beni üzebilirdi ki? Kimseyle aramda mesafe yok. Sınırlarım yok ama öyle mutluydum. Çünkü farkında değildim canım henüz yanmamıştı.

    Ortaokuldan sonra babam liseye göndermeyince ben de akrabalarıma gitmiştim anne tarafıma yaklaşık bir sene kaldım orda. Kaldığım dönemde tesettüre girdim. Döndükten sonra tesettürde istemedim. Okula da gitmek istedim. Tabi hiçbir şekilde istediğim olmamıştı. Çok kötü dönemlerdi benim için. Annem ve babam kavga ediyordu. Ben sürekli annemi koruma gereğinde bulunuyordum. Babam annemi eziyor annem de kendini koruyamıyordu. Babam babaannemi bahane ederek psikolojik şiddet uyguluyordu. Annem ve bana düşmandı. Annem babaannemi istemediği için bende annemi koruduğum için. Çok kötü bir olay değil mi? Bir insanın babasına karşı annesini koruması. İkisinin arasında kalmak. Beni bu duruma ikisi sokmuştu. Evde sürekli kavga olurdu. Ben sadece ders çalışırdım. Okula gitmek isterdim. Ders çalışırken izin bile vermezdi babam. Okuyup adam mı olacaksınız derdi. Hatta ben günlük yazardım çok severdim yazmayı. Dostum yoktu sadece kâğıt ve kalem dostumdu. Bir gün sabah erkenden kalkmış yazıyordum. Babam uyanıp gelip alıp okumak istemişti. Vermek istemedim ısrarla almaya çalışmıştı. Vermek istemedim çünkü babaannemi istemediğimle ilgili yazmıştım. En sonunda bağırdı çağırdı gitti. Vermemiştim. Ama o günden sonra yaklaşık on yıl boyunca ben hiçbir şey yazmamıştım. Çocukluğumdan beri yazmayı seven ben için yazı yazmak yük gelirdi. Nefret ederdim belki de hep en büyük eksik yanım buydu. Babamla tartışmalarım çok büyürdü ama elimden bir şey gelmezdi. Onu utandıracak hiçbir şey yapmamıza rağmen biz kötü bir evlattık. Tüm ilçe babamı tanıdığı için ben dışarda başımı kaldırmazdım babama laf gelmesin diye. İnsanlar için evlilik kocaya kaçmak bir kaçıştı ama ben asla o şekilde bakmadım. Hep annem evlendi ne yaptı ki ben ne yapayım derdim. Ben çalışmak istiyorum derdim. Yan komşum vardı ve çocuğu olmuyordu genç bir kadındı çok severdim severdik onu. Gittiğimiz yere onu da götürürdük. Dostum gibiydi. Bir tek o vardı başka da kimsem yoktu. Çok yalnızdım. Arkamda kimsem yoktu. Destekleyecek yanımda olacak hiçkimsem yoktu. Ben yine de pes etmemiştim. Kurslara gittim web tasarımı, diksiyon gibi. Bizi dışarı göndermeyen babamız buralara nasıl mı gönderdi? Babam başkalarını dinlemeyi çok severdim. Kimseye bir şey diyemezdi. Kurs zamanlarında kendi tarafından yeğenleri falan gelmişti o gitmek istemişti de onunla göndermişti işte. Kendimi geliştirmeye, bir şeyler öğrenmeye çok hevesliydim. Keşke çok fazla imkanlarım olsaydı da daha çok bilseydim isterdim. İmkanları kendim oluşturdum. Gece ders çalışırken ışık yanıyor diye kıyameti koparan babama rağmen. Annemle babam birbirini sevmiyordu. Babam kendini de sevmiyordu bence. Yine de onları kaybetmek istemiyordum. Hep en büyük korkum bu olmuştu. Onları kaybetme korkusu… ortaokul dönemlerimde din kültürü hocam Allah’a ailenize uzun ömürler versin diye dua edin demişti. Ben hiç unutmamıştım bunu hep ağlayıp dua ederdim. Anneme babama kardeşlerime bir şey olmasın diye. Kaybetme korkum burdan geliyor.

    Tesettürlü olmayı hiç istemezdim ama ailem asla izin vermiyordu. Babam çevreci bir insandı. Bana ne derler diye kendini düşünen biriydi. Annem de artık sadece kendini dine vermiş gereğinden fazla artık tüm hocaları dinleyerek onlara göre yaşamaya çalışan bir insandı. İkisi de birbirinden bağnazdı. Bu benim için o kadar zordu ki. Bir kez din arayışında bulunmuştum. Çok bunaltmışlardı. Namaz kılıp Kur’an okumama rağmen. Başka dinleri aramıştım. Annemin o baskıcılığı yüzünden nerdeyse Müslümanlıktan nefret edecektim. Neyse ki tüm dinleri araştırmıştım ama sadece araştırmıştım.

    Hayat o kadar zordu ki benim için. Ölsem ölemiyorum. İntihar etmek benim için zayıflıktı. Denemedim bile. Görücüler çok gelirdi evlensem evlenemiyorum. Evlilik benim için bir kurtuluş değildi. Kaçsam kaçamıyorum. Kardeşlerimi bırakamazdım. Aslında çıkmaz sokaktaydım ama yine de ışığı bulacağıma hep inandım. Tesettürü hiç sevememiştim ama olmuyordu açılmama izin vermiyorlardı ve bende inat etmiştim. Siz bilirsiniz izin vermeyin gerek okula gideyim gerek çalışayım gerek evleneyim açılacağım demiştim. Atanana kadar mecburen kapalı kalmıştım. Kapalılığım da sadece sınavdan sınava giderkendi işte.

    Okul okumak okula gitmek benim için o kadar büyük bir hayaldi ki bazen rüyalarımda görürdüm. Hatta bir gün bir gafletle anneme babama anlattım rüyamda üniversiteye gidiyorum diye babam benimle kavga etmişti. O evde rüya görmek hayal kurmak bile zordu. Her şeyi içimde yaşamaya çalıştım. Hep bekledim sabrettim sabrettim. Belkide sabırlı biri olmam bundan dolayı….

    Bir de hastalığım vardı. Fmf hastalığım vardı ama bana geç teşhis koymuşlardı. Akrabalarımın yanında kaldığım zamanlarda genelde eklem ağrılarım olurdu. Ailemin yanına döndükten sonra babam babaannem ben ve kız kardeşim İzmire kuzenimin düğününe gitmiştik. Babam ve halam küstü halamlar amcamın kızını istediği için babamda üstüne vazife olmayan şeylere karıştığı için halam ve halamın kocasıyla arası iyi değildi. O gelmemişti halamlara bir tek biz kalmıştık onlarda. İki-üç hafta kalıp memlekete geri dönmüştük. Döner dönmez bende ataklar başlamıştı. Panik atak sinir krizi gibi bir ataktı. Ağlıyordum ama hıçkıra hıçkıra bir kaç saat boyunca. Yıllarca ben bu atakları yaşamıştım. Bunun için doktora gitmiştik ama çözümü bulamamıştık. İstanbul’a gelene kadar. İstanbul’a gelince bir süre atak geçirmemiştim.

    İstanbul ile devam edeceğim. Ara ara eskilerden yazacağım.

  • Liseyi üniversiteyi açıköğretim de okuyarak üstelik sosyal hayatı yaşamamış biri olarak İstanbul gibi bir yere atandım. 22 yaşındaydım atandığımda, 22 yaşıma kadar kafe görmedim yalnız gezmedim bir erkek arkadaşım olmadı onu geçtim konuşmadım bile üstelik telefonum bile yoktu. Vardı ama sadece müzik dinlemek içindi müzik dinlemeyi çok severdim. Hattımın olması benim başımı ağrıtacaktı. Sosyal medyalarımın olması benim canımı sıkacaktı. Ben sadece oturup ders çalıştım çabaladım. Kendi hayatımı annemin hayatını ve kardeşlerimin hayatını kurtarmak istedim. Bu yüzden gelip geçici heveslerle uğraşmaktansa hep hayal ettim hayallerimi yaşamak istedim. Tabi İstanbulda beni neler bekledi. Küçük bir dereden okyanusa düşmüşüm gibiydi….

  • Pes etme noktasındaydım ama umutlarımı hiç yitirmedim. Tekrar üniversite sınavına girip açıköğretim üniversite okudum. Tıbbi sekreterlik bölümünü okudum. Sınavlarım yüksek notlarla geçiyordum. İkinci sınıfta KPSS ye çalıştım. Bölümü bitirip KPSS ye girdim. 79 küsür almıştım. Hayal kırıklığıydı çünkü bizim bölüm en düşük 81 le alıyordu. Yine de öğretmen görmeden kendi çabalarımla 79 almıştım. O puanla defalarca olmayacağını bile bile tercih vermiştim ve her defasında ‘henüz yerleşemediniz’ yazısını görüyordum. O dönemde önlisans PÖH alımı yaptılar ve ben başvurdum. 2 ay boyunca parkura gittim geldim. Yıllarca evde oturup özel harekat sınavını geçeceğimi düşünmem de ayrı bir olaydı. Yine de hep çabalamak istedim hiç pişman olmamak için. 2 ay spor salonuna gittim küçük bir ilçe de yaşıyordum oradaki spor salonu düşündüğünüz gibi değildi ama hocamız tıpkı polis parkuru gibi bir parkur yapmıştı. Salona iki ay gitmeme yardımcı olan komşumuzun kızıyla beraber gidip geliyorduk. Sınav günü gelmişti ve benim ayak bileklerim ödem toplamıştı. Ağrı kesici iğne vurularak sınava gitmiştim. Kasım ayıydı ve Erzurum gibi bir yerde soğukta saatlerce bekletmişlerdi. Sağlık kısmını geçmiştim parkura kısmına gelmiştim sonra da mülakattı zaten ben parkuru 9 saniyeyle kaybetmiştim. Öylesine zor bir parkuru 48 saniyede yapmamızı istemişlerdi. Ben mutlu çıkmıştım onun heyecanını yaşamak bile beni çok mutlu etmişti. Bunu da kaybetmiştim. Kitap okuyordum yazmaya çalışıyordum. Kendimi bu şekilde rahatlatmaya çalışıyordum. Çünkü çok yorulmuştum. Defalarca denemiştim gardiyanlığa başvurmuştum. Tekrar tekrar ümitlenmekten yorulmuştum yine de KPSS ye yavaş yavaş hazırlanmaya başlamıştım. Şubat ayında yine alım olmuştu ve yine yerleşememiştim. Bir anda covidin çıkmasıyla tekrar bir alım yaptılar bu sefer çok fazla bir alımdı. Tercih vermiştim. Tercih günü benim kurtuluşumun sonucuydu ben atanmıştım. İnanılır gibi değildi. Ben memur olmuştum. Benim o evden dışarı çıkmam bile imkansızken ben İstanbul’a gelecektim. Hayallerime ilk adımın sonucuydu. Emeklerimin karşılığı. Dualarımın karşılığıydı. Annemin ve kardeşlerimin kurtuluşuydum. Ben ve ailem çok mutluydu. Babam hariç….

  • Eğitim meraklısı bir ergendim. Lise dönemlerimdi fakat liseye gitmemiştim. Gidememiştim. En büyük hayalim okula gitmekti. Çantası sırtında gördüğüm çocuklara çok özenirdim aslında o yaşlarımda dünyanın adaletsiz olduğunu anlamıştım. Gitmek istemeyen veya ailesi tarafından zorla gönderilen o kadar çocuk vardı ki fakat ben gitmek istiyordum. Liseyi açıköğretimde okudum. Başka çarem yoktu ya açıktan okuyacaktım ya da okumayacaktım. Her kayıt günü babama yalvararak kaydımın yenilenmesini isterdim. Ve sınavlarıma çok çalışırdım. Bu şekilde üç buçuk senede liseyi bitirdim. Lise son sınıfta sadece bir tane soru bankasıyla çünkü babam eğitim karşıtı bir insan olduğu için kitapta almıyordu. O soru bankasını da bize misafir gelen halamın verdiği harçlıkla almıştım. Bilinçsiz çalıştım en son dersi ortaokulda bırakmıştım. Üniversiteye hazırlık nasıl yapılır bilmiyordum. Konu anlatım ve sadece bir soru bankası ile çalıştım. Sınav sabahını hiç unutmuyorum. Heyecanlı bir şekilde sınava gidecekken babamın bana ‘inşallah kazanamazsın’ hiçbir şey yokken söylediği bu cümleyi sınav boyunca hiç unutmadım. Sınavımı yapıp çıktım. Sınav sonuçları açıklanmıştı ve ben tercih vermiştim. Sonucum gayet iyi gelmişti ki okula gidenlerle neredeyse aynı bölümlerden birine yerleşmiştim. Laborant ve veterinerlik kazanmıştım ve babam ona da göndermek istemedi. Bir sürü bahaneler uydurdu. Ben yine okula gidememiştim. O kadar büyük hayal kırıklığına uğramıştım ki. O kadar çok üzülmüştüm ki. Neden benim için bu kadar zordu? Çok bir şey istemiyordum. Sadece ayaklarımın üzerinde durmak için okumak istemiştim.

    Devamı sonrasında….

    #hayal #okumak #umut #sabır #çaba #azim

  • Bugün kendin için ne yaptın?

    Ben bugün tüm gün boyama yaptım. Boyama yaparken her şeyi unuttuğumu bitirdiğimde fark ettim. Günün antidepresanıydı.

    Tüm günümü alan boyamam. Buna ihtiyacım vardı ve bana çok iyi geldi. Bu aralar çok mutsuzum bazı şeyler üst üste geldi böyle olunca da hemen izin alıp kafa dinlemek istedim. Çünkü canımızı sıkan şeyleri içimizde bitirmezsek büyür büyür büyür…